2000 yılından beri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak mesleğimi tutkuyla icra etmekteyim. 2016 yılından itibaren ise çalışmalarımı İstanbul Beylikdüzü bölgesinde sürdürüyorum. Anne sütünü sonuna kadar korumak, mümkün olduğunca az ilaç, özellikle de az antibiyotik kullanarak, doğal yöntemler ve doğru beslenme yoluyla çocukları sağlıklı bir şekilde büyütmek en temel hekimlik prensibimdir. Kliniğimizde yürüttüğümüz bu bilinçli takip protokolleri sayesinde, takip ettiğimiz bebek ve çocuklarımızın çok büyük bir kısmının ilk 2 yaş kritik dönemini antibiyotiğe ihtiyaç duymadan, güçlü bir bağışıklık temeliyle tamamlamasını büyük bir mutluluk ve mesleki gururla ifade etmek isterim.
Çocukluğumu hatırlıyorum, henüz 10-11 yaşındayken herhangi bir ortamda bir bebekle tanışsam, onu sevmeye doyamam, saatlerce o bebekle hiç sıkılmadan vakit geçirebilirdim. Yani o yıllardan ileride bir çocuk doktoru olacağımı biliyordum. Ve bir daha dünyaya gelsem yine çocuk doktoru olurdum.
Sağlıklı bir nesil ancak sağlıklı çocuklar ve sağlıklı bebeklerle mümkündür. Çocuk sağlığı daha anne karnından başlar, dolayısıyla her yeni doğan bebeğin ailesi ile bebek doğmadan önce tanışmayı tercih ederim. Çünkü anne sütü benim için korunması gereken çok değerli bir hazinedir, ilk haftalarda yapılabilecek ufak yanlışlar, bebeğin ne yazık ki bu hazineden mahrum kalmasına sebep olur. Bu da o bebeğin ileride erişkin yaşındaki sağlığını bile olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle çocuk sağlığının gebelikten itibaren takip edilmesi gerektiğini savunuyorum.
Aşılar çocuk sağlığı için hayati öneme sahiptir. Türkiye’de 1960’ların başından itibaren uygulanan ve giderek genişleyen ulusal aşı takvimi; çocukluk çağı hastalıklarını, buna bağlı gelişebilecek kalıcı hasarları ve bebek ölüm oranlarını dramatik şekilde azaltmıştır. Dönemsel olarak ulusal takvime eklenen yeni nesil aşılar sayesinde, geçmişte sık karşılaşılan menenjit gibi ciddi tablolar günümüzde oldukça azalmıştır. Koruyucu hekimlik yaklaşımımda, ulusal aşı takviminin eksiksiz uygulanmasının yanı sıra, çocuklarımızı menenjitin farklı etkenlerine karşı da tam koruma altına alabilmek adına, rutin takvim dışındaki özel meningokok aşılarının da klinik değerlendirme doğrultusunda planlanmasını ve çocukluk döneminde tamamlanmasını önemle tavsiye ediyorum.
Çocuk gelişiminde fiziksel ve motor beceriler kadar, iletişim ve sosyal becerilerin takibi de hayati bir öneme sahiptir. Özellikle dil gelişiminin henüz şekillenmekte olduğu ilk 18 ayda, bebeklerin iletişim becerilerini objektif olarak değerlendirebilmek için standardize tarama araçları klinik süreçleri büyük ölçüde destekler. Mesleki gelişimim doğrultusunda 2018 yılından bu yana uygulayıcısı olduğum Sosyal İletişim Alan Tarama Testi (SİATT) ile kliniğimizde bebeklerin erken dönem sosyal iletişim becerilerini titizlikle takip etmekteyiz. Bu sayede, gelişimsel farklılıkları veya olası risk durumlarını en erken dönemde fark ederek ailelerimize doğru zamanda, doğru rehberliği sunabiliyoruz. SİATT, temelinde aile görüşmesine dayanan bir değerlendirme yöntemi olduğundan, ihtiyaç halinde uzaktan danışmanlık formatında da güvenle yürütülebilen bir testtir.”

